Yıl 2005. Brüksel’de AB kurumlarının önü Türk haber ajansları ve televizyon kanallarının canlı yayın araçlarıyla dolu. Her medya kurumunun Brüksel muhabiri koridorlarda AB Komisyonu’nun ilerleme raporuna ilişkin yeni detaylar, Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğine dair yeni kulisler toplamak için volta atıyor. Son dakika gelişmeleri en ince detayına kadar özel yayınlarla canlı yayınlarla Henüz çiçeği burnunda Erdoğan Hükümeti adaylık statüsünü kazanmış ve ardarda gerçekleştirdiği reformların raporda nasıl yer bulacağını izliyor. Kürtler, dini azınlıklar, muhafazakarlar, laikler vs. her kesimi ilgilendiren paragraflar didik didik inceleniyor, üzerine tartışılıyor.

Yıl 2018. Yıllardır Ankara’nın « bu sene de çöpe attık » dediği yıllık ilerleme raporu tekrar yayınlanıyor. Artık Türk medyasının eski çeşitliliğinden eser kalmamış, Brüksel’de yaşayan AB uzmanı Türk gazetecilerin sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. OHAL’in, savaşın, küçülen ekonominin baskısı altında beli bükülmüş Türk halkının gündeminde Türkiye-AB ilişkileri yok. AB İlerleme Raporu’ndan basına sızan parçalara göre bugüne kadar yayınlanmış en sert Türkiye raporu olduğu söylenebilir. « Endişe ile not edildi » ile « kaygıyla izleniyor » cümlelerinden hangisinin tercih edileceği bile komisyonlarda tartışılan bu ‘sıkıcı’ raporlarda bu kadar açık bir tablo çizilmesi şaşırtıcı. Belki de artık Ankara’nın bu raporları umursamadığı gerçeğini göz önünde bulundurarak Türk demokrasisinin bir enkaza dönüştüğü kayda geçiriliyor. Son 10 yıldır Türk demokrasisindeki ‘gerileme’yi tarihe not düşen bu yıllık ilerleme raporları aslında iki tarafında kabul ettiği acı gerçeği tekrar hatırlatıyor. Türkiye kağıt üstünde hala AB adayı olsa bile Türkiye-Avrupa ilişkileri sadece karşılıklı çıkarlara dayalı bir komşuluk ilişkisinden ibaret. Raporun Türk basınında yer alma şekli ise Türkiye ile Avrupa’nın birbirinden ne kadar uzaklaştığının bir kanıtı gibi. Önce NTV imzasız bir özel haberle « AB ‘FETÖ’yü terör örgütü olarak tanıdı » başlıklı bir haber giriyor. Akit « Avrupa sonunda anladı » başlığıyla aynı haberi veriyor. Daha sonra muhalifiyle yandaşıyla ‘kaynaksız kopyala yapıştır’ ilkesiyle çalışan yerli basınımız aynı haberi ‘flaş’ şeklinde yüzlerce sitede paylaşıyor. Türkiye’nin üyelik sürecinin tabutunu kaldıran bu raporun bu kadar amatörce bir yalan haberle Türk medyasında yer alması aslında Avrupa’dan ne kadar uzaklaştığı, AB kurumlarını ne kadar az tanıdığını da gösteriyor.

Peki kağıt üstünde Ankara ile müzakerelerin askıya alınmasını gerektiren 2018 ilerleme raporu Türkiye-AB ilişkileri açısından ne anlama geliyor? İlişkileri nasıl etkileyecek? Kısaca yanıtlamak gerekirse hiç bir anlama gelmiyor. Kısa bir süre içinde de bu rapor unutulacak. AB-Türkiye ilişkileri iki tarafından da ne olursa olsun ‘ilişkileri koparan taraf’ olarak görünmek istediği bir sinir harbi olarak özetlenebilir.

Konuya AB tarafından bakalım. AB’nin siyasi değerler ittifakı olarak bir numaralı sorunu Türkiye değil Polonya ve Macaristan. Daha sonra Hırvatistan ve Kosova gibi Balkan ülkelerinde hukukun üstünlüğü ve güçlü devlet kurumlarının sağlamlaştırılmasıdır. AB üyesi ülkeler arasında yükselen sağ popülizm AB’nin bütünlüğünü tehdit edecek derecede önemli. AB Üyesi Macaristan’da bağımsız medyayı ve bağımsız yargı kurumlarını yok eden Orban dururken Erdoğan’a demokrasi dersi vermeyi çelişkili bulanların sayısı az değil.

Öte yandan, bu ilerleme raporunu yayınlayan AB’nin icra kurumu Komisyon tarihindeki en büyük siyasi skandalla sarsılıyor. Avrupa basınının ‘Selmayrgate’ olarak adlandırdığı bir iç bürokratik darbe nedeniyle eleştirilerin odağında. Artık alkol bağımlılığının gündüzleri dahi çalışmasına engel olduğu söylenen AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker’in koltuğu da sallantıda. Arkasına Juncker’in ve Alman Şansölye Merkel’in desteğini alan Alman AB bürokratı Martin Selmayr’ın gizli bir şekilde tüm iç tüzüğü altüst ederek 48 saat içinde AB’nin en üst düzey bürokratik koltuğuna oturması istifa çağrılarına yol açtı. Avrupa Parlamentosu bu hafta konuyu tartışacak. Komisyon üyelerinin kendi koltuğunu korumaya çalışırken Türkiye raporuyla ilgilenmeleri, dişe dokunur bir açıklama yapmalarını beklemek yersiz.

AB devlet liderlerinin ise Türkiye’den şimdilik iki temel beklentisi var. Mültecileri sınırdan geçirmemesi ve Avrupa’ya dönmeye çalışan ‘cihatçı’larla ilgili sağlıklı istihbarat paylaşımı. Türkiye’deki gidişatın orta ve uzun vadede Avrupa’nın çıkarları açısından tehlike oluşturduğu kanaati yaygın. Ancak, hiç bir Avrupa ülkesi Ankara’yı kızdıracak açıklamalarla Türkiye ile ilişkileri koparacak bir adım atmak istemiyor. Özellikle mülteci kozunu elinde tutan Ankara’nın karşısında Türkiye konusunda ortak adımlar atma noktasında çaresiz ve kısa dönem çıkarlarını önceleyen çok kutuplu bir Avrupa var. Türkiye ise köprüleri tamamen atmadan elindeki kartları sonuna dek kullanma derdinde.

Bir dönem Türkiye’nin siyasetine ve dış politikasına etki edebilen ilerleme raporları artık sadece geleceğin tarihçileri için değerli bir arşiv niteliği taşıyor.