Yayın dünyasının ilgiyle takip ettiği Londra Kitap Fuarı kapılarını kapattı. Fuar, üç günlük yoğun bir tempo süresince yayıncılardan yazarlara, okurlardan çevirmenlere büyük bir buluşma alanıydı. Türkiyeli okurların ve yayıncıların pek de aşina olmadığı üç Baltık ülkesine odaklanan fuarda Litvanya, Estonya ve Letonya fuar alanını büyük bir şölene dönüştürürken, kendi edebiyatlarını dünyaya tanıtmak için harcadıkları çaba görülmeye değerdi. Fuar alanının büyüklüğüne dair eleştiriler kulağınıza gelse de büyük bir kalabalığı misafir eden fuar alanı, dünyanın dört bir yanından yayıncılarla doluydu.

Edebiyat ajanslarının toplandığı fuar alanı ise ana mekandan çok daha telaşlı ve hararetli alışverişlerin yapıldığı sıcak bir havaya hakimdi. Yeni telif anlaşmalarının yapıldığı bu bölüm fuarın bir nevi merkezini oluştururken, bu mekanda biraz vakit geçirince edebiyat ve telif ajanslarının bu yılki kriterleri arasında güçlü kadın karakterlere sahip olan kitapları seçtiğini aktarmak mümkün. Bunun yanı sıra kadın yazarların da daha çok tercih edildiği söylenebilir. Polisiye romanların büyük ilgi gördüğü bir yıl geçiren Britanya kitap dünyasında, yirmi yıldan sonra ilk kez bu polisiye kitaplar diğer kurmaca eserleri satış rakamı açısından geride bıraktı. Bu başarıyı yakalayan polisiye yazarlarının %53’ünün kadın olduğunu vurgulamakta yarar var.

Londra Kitap Fuarı yayıncılık ve teknolojik gelişmeler üzerine pek çok seminere ev sahipliği yaparken, yeni eğilimlerin nereye doğru kaydığını ve yayıncıların bunları dikkatlice takip etmesi gerektiği tartışılan konular arasındaydı.

Online satış devi Amazon’un okurların kitaba ulaşma macerasını hepten dönüştürdüğü kesin, bireysel yayıncılığa yaptığı yatırımlar ve online kitap satış kanalından sonra New York gibi metropollerde açmaya başladığı kitabevleriyle eleştiriliyor. Öte yandan, bireysel yayıncılık alanında gittikçe artan faaliyetleri de Amazon’u eleştiri oklarının hedefine haline dönüştürdü. Bu türden yayıncılık faaliyetine giren yazarların karşılaştıkları zorlukların gittikçe daha da azaldığına dair tartışmalar ilgi görürken bu modelin yazara büyük bir yük getirdiği pazarlama gibi temel yayıncılık prensiplerinin de yazarın kendisine kaldığı eleştirisi gündemdeydi. Günümüz yazarlarının pek çok kimliğe sahip olduğu fikri ağır basarken, bireysel yayıncılığın yazarı daha özgür kıldığı konuşuldu. Bağımsız yayıncıların küçük topluluklar halinde bir araya oluşturduğu dayanışma modeli daha da rağbet görürken, saygın edebiyat ödüllerine aday kitapların bu yayınevlerinden çıkması büyük bir zafer olarak değerlendiriliyor. Büyük sermaye yayınevlerinin bu durumdan memnun olduğunu söylenemez.

Sesli kitabın yeni bir çağa girdiği kesin. Dünyanın dört bir yanından yayıncıların yatırım yaptığı bu kitaplar, akıllı telefonların daha çok yaygınlaşmasıyla meraklı okura yeni bir deneyim sunuyor. Geçtiğimiz yıl Amerikalı nüfusun %24’ü en az bir sesli kitap bitirdiğini dile getirdiğini hatırlatırsak, sesli kitapların satış rakamının son iki yılda yaklaşık iki kart artması da bu pazarın büyüklüğünü işaret etmeye yeter. Çinli yayıncıların büyük bir merakla odaklandığı ve fuarda büyük bir gururla sunduğu bu platformlar, çocuklar için üretilen sesli kitaplarla daha da mesafe kat ettiği vurgulanabilir.

Yayıncılık endüstrisi Britanya’nın kültür ekonomisinde büyük bir paya sahip. Sektörde yaklaşık 70 bin kişi istihdam edilirken Pazar payı yaklaşık 7.8 Milyon Pound. Avrupa Birliği’nden ayrılma sürecine giren Britanya’nın yayıncılık dünyasındaki pazar payının nasıl etkileneceği ile belirsiz. Frankfurt Kitap Fuarı gibi yayıncıların büyük önem verdiği Londra Kitap Fuarı’nın cazibesini yitirecek olmasını söylemek zor. Fuarın önümüzdeki yıl için odak ülkesi ise Endonezya olacak.