Ekonomik kriz yokmuş gibi yapmak mümkün mü?

Hükümetin ne zaman başı sıkışsa kaynağı belli olmayan para girişleri hızlanırdı. Bu sefer öyle olmadı. ABD ve Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin anormalleşmesi ile sıcak paranın girişindeki azalma çıkışındaki artış dikkatlerden kaçmıyor. Oluşan boşluğu yeni müttefiklerimiz Çin ve Rusya’nın dolduracağını düşünmek ise hayalperestlik olur.

Kronik astım hastasısınız ama değilmiş gibi yapıyorsunuz, ne olur? Veyahut nefes darlığı sorununuz var, 100 metre koşusuna hazırlanıyorsunuz, vücut buna basıl cevap verir? Hastalığın tedavi aşamasına geçilmesi için önce tespitinin ve tedavi iradesinin ortaya konulması gerekiyor.

Türkiye uzun bir süreden beri kronik sorunlarını yokmuş gibi yaparak geçiştirmeye çalışan bir ülke konumunda. Kredi derecelendirme kuruluşlarının puan indirmesini veya faizlerin bir türlü düşürülememesini üst akılla izah etmeye çalışınca geriye analiz edecek bir şey kalmıyor. Doların 4.15 TL’yi gördüğü bir ortamda hükümetin ekonomi bakanı ‘dövizin fiyatı Türkiye gerçekleri ile uyuşmuyor’ deyince yine yüzleşmeden kaçınıldığını anlıyoruz.

Eğer yüksek kârın cazibesi ile gelen sıcak para olmasa idi Türkiye halkı bu acı gerçeği çok daha erken fark edecekti. Ancak üretmeyen ekonomiyi, bence bir kısmınıkirli bir pazarlıkla sübvanse ederek, krizi geciktirdiler. Şimdi piyasadan azıcık sıcak para çıkışı olunca Dolar ve Euro’nun kontrol edilememezliği kendini gösterdi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 2002 yılından bu yana son bir aydaki kadar aciz bir durumda kalmamıştı. Ne yaparsa yapsın dövizin ateşini düşüremedi ve en sonunda teslim- silah etti ve doların dört lirayı Euro’nun da beş lirayı geçmesini sadece seyretti.

Ne enflasyon cephesinde ne de döviz cephesinde dikiş tutmuyor. Hatta yere göğe sığdıramadıkları 7.4değerindeki ekonomik büyüme bile bugünkü krizin de paradoksal bir şekilde büyümesine yol açıyor. Ekonomide büyüme her koşulda iyidir diye bir kaide yok. Tıpta anormal büyümeler çok ciddi bir hastalık ise ekonomideki dengesiz büyüme büyük bir sorundur. İşinkötü tarafı AKP hükümetinin son açıkladığı teşvik paketleri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları büyüme sevdasının devam ettiğini gösteriyor. Ne demişti Erdoğan Süper Teşvik Paketi’ni tanıttığı toplantıdahatırlayalım: “Birileri şunu söylüyor “Fazla büyüme hayırlı değildir” neden? Kıskançlık. Büyüme olmadıktan sonra ne işe yarar?”

“Faiz oranlarını aşağı düşürmedikten sonra bu yatırım yapılabilir mi? Yatırım Destekli Teşvik Sistemi diyoruz, burada öncelikle bir defa bu yüksek faizden yatırımcıyı kurtaracaksın.”

Sayın Erdoğan kulağa hoş gelen ve normal şartlar altında kimsenin itiraz edemeyeceği büyümenin sürmesi ve faizlerin düşmesi argümanlarını sürekli tekrar ediyor. Ancak ekonominin gerçeklerini hiçe sayarak bunlar yapılmaya çalışılırsa işte böyle nefesin kesiliyor ve ne enflasyona, ne kura nede faizlere söz geçirebiliyorsun.Ağırlıkla yandaşlara verileceği anlaşılan mega teşvik paketi de büyüme iştahının seçimlere kadar devam edeceğini ve bir seçim ekonomisi uygulanacağını gösteriyor.

TCMB üzerindeki siyasi baskı kısa vadede atılması gereken adımların engelliyor. Piyasalar oyun kurucu özelliğini yitiren Merkez Bankası’nın hedeflerini dikkate almadan başlarının çaresine bakıyor. Rezervi erimiş bir Merkez Bankası’nın hali hazırda kullanabileceği tek silah kaldı: Faizleri yükseltmek. Faizler yükselince döviz çıkışı durabilir ve yeni sıcak para gelebilir. Bu formülün deişleyeceği şüpheli. Çünkü OHAL’le yönetilen ve komşu ülkeye askeri harekat düzenleyen bir ülkede yeni risk alanları oluşmuş demektir ve sıcak sermaye bile kendini güvende hissetmiyor.
Hükümetin ne zaman başı sıkışsa kaynağı belli olmayan para girişleri hızlanırdı. Bu sefer öyle olmadı. ABD ve Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin anormalleşmesi ile sıcak paranın girişindeki azalma çıkışındaki artış dikkatlerden kaçmıyor. Oluşan boşluğu yeni müttefiklerimiz Çin ve Rusya’nın dolduracağını düşünmek ise hayalperestlik olur.

Ağustos böceği gibi iyi günleri har vurup harman savurarak geçiren Türkiye için artık kolay çözüm yok. Kamu kaynaklarını kurutmanın, banka kredilerini yandaş şirketlere kanalize etmenin ve üretmeden büyümenin sonucu başka türlü olamazdı. Mevcut durum dahi büyük bir ekonomik krize işaret ederken Erdoğan’ın ‘bizi döviz kuru üzerinden terbiye edemezler’ söylemi çözümden ne kadar uzak olduğumuzu haykırıyor.